Kapadokya Gezimiz

Bir doğa harikası olan ve eşi benzeri olmayan Kapadokya yolculuğumuzu bu sene de gerçekleştirmiş bulunduk. Cuma gecesi sıhhiyeden saat 12 de yola koyulduk, giderken gölbaşından Sedayı da almayı unutmadık. Yolculuğumuz pastalar, börekler, kurabiyeler ve yanında içilen sıcacık mis kokulu sallama çayla zenginleşti. Karnımızı doyurduktan sonra yavaş yavaş uyuklamaya başladık ve sabah 5 sularında Kapadokyaya varmıştık. Rotamızda ki ilk durak Uç Hisar’dan güneşin doğuşunu Ihlara Vadisi üzerinde yakalamaktı. Havanın soğukluğuna aldırmadan ceketlerimizi giydik, makinelerimizi aldık ve güneşin doğmasını umut ettiğimiz yere pusuya yattık ve öyle de oldu. Bu sefer güneşi doğru yerde yakalamıştık :) . Uzun bir bekleyişten sonra güneş bize ufak ufak gülümserken rengarenk hafif hafif yükselen balonları da fotoğraflarımıza dahil ettik. Gün doğumu çekimlerimizi gerçekleştirdikten sonra ilk hedefimiz donmuş vücudumuzu ısıtmak için bir çay ocağı bulmaktı. İçilen çay ve yapılan güzel muhabbetlerden sonra çizilen rotamıza devam etmek için yollara koyulduk. Vadiler arasında mekik dokurken güvercin vadisinde ki manzaranın güzelliğine kapılmış olacak ki bir arkadaşımız fotoğraf çantasını çekim yerinde unuttu ve tabi koşa koşa gidip aldık. Yolculuğumuz sırasında demir atlı öncüler ( Uğurcan ve Göksel) tarafından rotamız hakkında telsiz ile bilgilendirildik. Yolculuk sırasında her bulduğumuz çay ocağında çay içmeyi de ihmal etmedik. Gezinin en güzel anlarından birisi ise tabi ki de şarap kısmıydı. Açık söyleyebilirim ki kapadokyaya gitmemin başlıca sebebi şaraptır :) . Gezinin ortasında çok sevdiğimiz eski başkanımız Deniz bize katıldı ve gezimiz daha bir neşeli oldu. Zelve müzesini gezdikten sonra orada bulunan güzel bir kafeye oturduk ve Türk kahvelerimizi sipariş ettik. Doya doya içtiğimiz Türk kahvelerini tatlı muhabbetlerimizle zenginleştirdik. Bir sonra ki rotamız Avanosdu. Avanos da ChezGalip e gittik. Burası çanak çömlek atölyesiydi ve bizi şaşkına çeviren şey ise: her uyruktan bir çalışanı bünyesinde barındırmasıydı. Biz içeri girer girmez hepimizi -45 kişiyi- oturttular ve çay , elma çayı ve ŞARAP ikramları başladı. Bu sırada ustanın toprakla sanatı buluşturmasına tanık olduk o da yetmedi biz de yapmayı denedik ama beceremedik :) . Biz de yapabildiğimiz en iyi şeyi yaptık ve bu süreçte ki her anı fotoğrafladık. Ankaraya dönmeden önce şöförümüzün tavsiyesi üzerine Hacı Bektaşi Veli ye uğradık ama kapıları açık bulamadık biz de hemen oracıkta aç karnımızı doyurduk ve Ankara yollarına düştük.Bu güzel geziyi kısaca özetlemek gerekirse. Kapadokya halkının fotoğrafçılar ile arası oldukça iyiydi bize de çok nazik davrandılar, model olmaktan hiç çekinmediler. Bunu dünyanın dört bir yanından gelen turistlere bağlıyorum :). Vadiler arasında mekik dokuduk, grubumuzda ki insanları model yaptık, aksesuarlarla süsledik ve Kapadokya’yı daha bir güzel hale getirdik.

Blog kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

İzmir Gezisi 26.02.2011

Yolculuğumuz güzel, gıcır gıcır parlayan, mis gibi otobüse binmemizle başladı.
Yolumuz uzun süreceği için (8 saatcik kadar) televizyon izleme kararı aldık
ve elimizde bulunan ilk filmi koyduk. Filmin adı Şellaleydi. Sanırım bu
filmle ilgili genel görüş kimsenin bir anlam verememesidir. En azından benim
aldığım genel duyumlar bu yöndeydi ha eğer anlayan varsa bence buraya o
filmin ne anlattığını yazabilir :) Filmin bitmesine yakın zaten servisin geneli
uyumuştu kalanlar ise başkanımız sayesinde son derece keyifli kanallar izledi.
Bu kanallara örnek olarak flash tv, yumurcak tv, cartoon network verilebilir yani
uyuyanlar son derece şanslı sayabilirler kendilerini (ha bunu yazan kişi olarak
hepsini ağzımı aça aça izledim ama olsun izlemeyenler pek bir şey kaçırmadılar)
7.30-8 saat sonunda otelimize gelmiş olsak bile 11’e kadar giremeyeceğimiz
için yolumuzu Şirince köyüne çevirdik. Saat 6.30 gibi orada olduğumuzdan olsa
gerek belli bir süre otoparkımsı bir yerde uyukladıktan sonra Şirince köyünü
gruplara ayrılarak gezmeye başladık. Şirince güzel bir köy ama eğer bir daha
gidilirse diye uyarayım şimdiden yukarı kısımlarında bir teyze pembe patiği
zorla 10 tl’ye satıyor oraya uğranmaması gerek sanırım. Belli bir süre ayrı
takıldıktan sonra birleşerek kahvaltı yapmak için gözleme yapan bir yerde
oturduk. Karnımızı doyurduktan sonra şarap seçmek için tekrar Şirince’yi
gezdik gerçekten güzel meyve şarabı yapıyorlar bunu belirtmeden geçmek
haksızlık olur sanırım. Kafamızda iyi olduktan(şaka şaka kafamız normaldi:)
) sonra otele gitmek için Selçuk’a geri döndük ve her ne kadar kendileri 4
yıldız olduklarını iddia etseler de maksimum 3 yıldız alabilecekleri otelimize
girdik, yerleştik, verilen 1 saatlik iznimizi olabildiğince verimli kullanarak
dinlendik. Saat 1 civarında Efes’e gitmek için yola koyulduk. Gittiğimizde ise
müze kartı denen şeyi almak için bir hayli bekledik çalışanlar da uzun uğraşlar
sonucu muhtemelen 2-3 gezi dışında bir daha kullanılmayacak olan kartı elimize
verdiler. (Tabii bu cümlem müze aşkıyla dolu insanlar için geçerli değil.) Bu
durumdan mutlu bir şekilde biz de gezmeye başladık. Bol bol fotoğraf çekimi ve
eğlence sonrasında Efes gezisini bitirdik ve akşam yemeğine kadar Kuşadası’na
giderek zaman geçirmeye karar verdik. Kuşadası’nda bir grup gezmeye gitti
diğer grup ise balıkçı kahvesi adlı yere gitti. (Kendim önerdiğimden değil çok
güzel yer yani öyle işte gidin oraya)
Efes ve Kuşadası gezilerinden sonra akşam yemeği için tekrar otele dönüldü
yemekler yenildi. Sonrasında hepimiz dinlenmek için odalarımıza döndük ve
yönetim toplandı (buraları pek bilmiyorum ama hüfot’un defterinden çıkardığım
sonuç sanırım klimaları bozulmuş hatta düzeltmeye çalışırken daha da bozulmuş
ama çok eğlenmişler küçücük odaya tıkışmışlar ama çok güzelmiş. O toplantıda
olmayanlar okuyorsa bu yazıyı, beraber kıskanabiliriz:D)
Sabah ise saat 9’da otelden çıkmamız gerektiği için yorgun bir şekilde
kahvaltımızı yapıp yola çıktık ve yine bol televizyonlu ( tabii ki flash tv izledik
hatta verilen filmin adı helal olsundu bunu paylaşmak istedim sonrada Mozart
ve balina adı verilen bir filmin başını izledik anlamayanlar için söylüyorum
filmin adı maskeli baloda karakterlerin kostüm seçiminden gelmektedir
ha gerisini bende bilmiyorum) bir yolculuktan sonra İzmir’e vardık ve
Karşıyaka’ya giderek balıkçıları çektik. Buradan yolumuzu Doğal Yaşam
Parkına çevirdik. Gerçekten çok güzel bir ortamdı fakat İzmir bebek(kendisi fil
olur) havanın soğukluğundan dolayı yoktu(gezimizin amacı değildi zaten ama
görsek güzel olurdu) ve ortalık süslü garip adını bilemediğim kendimce tavuk
olarak adlandırdığım canlılarla doluydu ayrıca ayılar uyuyordu bir de atlar çok
sevecen yaratıklarmış herkes dibine girip fotoğraf falan çektirmiş. Burada bir
hayli zaman geçirdikten sonra karnımızı doyurmak için Konak’a gittik orada
yine gruplara ayrıldık ve Kemeraltı’nda yemek yedikten sonra asansör denen
yere gittik. Baya bir yürüdükten sonra asansöre binerek İzmir’in mükemmel
manzarasını gördük. Sonrasında orada bulunan kafede oturduk fakat garsonlar
hüfot grubuna çay vermek istemeyince hüfot’ta yaratıcı çözümlere başvurdu
ve sıcak çikolata falı fikrini ortaya atarak uygulayınca tabii garsonlar biraz
bozuldu. Garsonları hariç bu güzel yerden sonra Kıbrıs Şehitleri Caddesine
gittik. Burada biraz tur attıktan sonra Coco Loco adında bir restorana gittik ve
keşke Ankara’da da olsa dedik. Tabii çoğu kişiye sorsak Ankara’da İzmir’in
torpil adındaki tatlısı ve boyozun(şu milföy hamurundan yapılan) olmasını ister.
Uzunca bir geziden sonra ve bütün grupların birleşmesiyle otobüsümüze binerek
Ankara’ya geri döndük.
Sonuç olarak çok güzel bir gezi oldu, çok güldük, çok eğlendik, çok yedik ve
kilolarımızı alıp geri döndük. Ama midye yemedik taaa denizin dibine gidip
midye yemedik bu biraz kalp kırıcı bunu belirtmek gerek. Ve son olarak böyle
bir gezinin olmasını sağlayan herkese teşekkür etmek gerek çok güzeldi.

Naz Turankök

26,02,2011 izmir gezisi
Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

24.10.2010 Yedigöller Gezisi

Bilmem kaç sene oldu gidelim gidelim deyip bozulan planlar hazırlanan listeler ve hatta yola çıkıldıktan sonra güzergah değiştirmeler. En son hatırladığım denemede hava kar yağışlı olması bekleniyordu ve bizde rotayı “risk budur” diyerek daha önce gidilmemiş ve deneyimlenmemiş bir yere Kalecik e çevrilmişti rotamız ve hoşta olmuştu.

yine aylar önesinden planlar yapıolmış dilekçeler hazırlanmış ve bu seferde olmazsa diyerek yedek bir rota çıkartmıştık ki havanın güzel olacağı ve okulunda destek vereceğini öğrenip son sürat hazırlık yaptık. listeyi tamamlamıştık fakat bunca yıldır gidicez denilen yere hiç gitmediğimizden verimli bir gezi planı oluşturamadık. doğaçlama takılıp 2 otobüse atladık tabi ezginin büyük uğraşlarla aldığı kumanyalarada hemen sağlam bir yere koyduk.  yol uzundu ve sohbet ortamı güzeldi ( evet kabul ediyorum büyük araççümbüş modunda giderken, başkanların ve yardımcıların olduğu serviste de biz de tam takır uyuyorduk) yolda verdiğimiz onlarca mola ve geçilen yığınla tabeladan sonra giderek yaklaştığımızı hissediyorduk. zaten bozkırdan, dumandan kurtulup yeşilliklerin içine girince ilk servisin cümbüşüde diğer servisin horultusuda durdu ve meraklı gözler o uzun ve kötü yolları sarmalamış yeşillikleri izlemeye koyuldu.

mekana vardığımızda şöförler arkalarında yönetim ordaki şirkete kafa tutup pazarlıkla giriş ücretini kırmayı başardık. kabul etmeliyim ki şöförlerin tehditleri baya bir etkili oldu. iç kısımlara doğru ilerlerken çamura saplanan aracı kurtardıktan sonra çamurlu ellerle o cennete ulaşmıştık.  saati neredeyse 3 etmek üzereydik hemen gruplara ayrılıp kumanyalarımıza sarılıp her bir gölü keşfetmeye koyulduk.

hava kararmaya başlayınca ekipler yavaştan toplandı. ve kumanyadan artan 70 kadar limonu tuz gölü gezisi için arabaya yükledikten sonra dönüş yoluna başlandı. ve katılanlardan alınan yorumlar doğrultusunun da çok güzel bir yer olduğu fakat bu kadar uzun yol gelindikten sonra daha çok vakit geçirebilmek için konaklanması gerektiği kanısına vardık. bizse yönetim olarak bu efsaneleşmiş gezilerden birini daha listemizden silmenin mutluluğunu yaşadık. detaylar ve tüm gerçekleriyle kara listeye alınanlar ise her zamanki gibi kara kaplı hufot seyir defterinde.

24.10.2010 Yedigöller Gezisi
Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

04.12.2010 Tuz Gölü Gezisi

“Efsaneleşen Geziler Episode 2″ olarak yaptığımız bu geziye son dakika kararı ile yancı olarak katılan ben bu yazıyı nasıl yazsam diye düşündüm. Çünkü Tuz Gölü’nü, güneşi ve yansımaları daha araba içinde gördüğümüzde verdiğimiz tepkileri şu an duysanız gülmekten ölürsünüz.Neyse canım şimdi başından itibaren özetleyeyim.

Öğleden sonra saat 14.00 gibi çıkıp saat 15.30 gibi vardığımız yolculuğumuzda öncelikle hem arabasını bu yüce hizmete açtığı için hem de bize kaptanlık yaptığı içn Tahsin’e teşekkürle başlayayım. Fotoğrafçılığının yanında şöförlüğünü de kanıtlamış oldu bize. :)

Gölü yolun sağında gördüğümüz andan itibaren şaşkınlıkla hayranlığın bir arada ifadesi olan “ohaaaa” nidâları arabanın içini doldurdu. Gölün kıyısına yapılmış küçük tesislerden ilkini görüp hemen içeriye daldık. Makinalarını kapan Göksel, Uğurcan ve Tahsin hemen göle koştu. Orda bisikletleri ile gelen ODTÜ’lü birkaç arkadaşla hemen muhabbete başladık ve Uğurcan yüzsüzlüğü had safhaya çıkarıp bisikletle bir tur atmayı bile başardı. Bu arada ben de hayatımın ilklerinden birini yaparak ilk defa bir Canon maikne kullanıp (Uğurcan’ın Canon’u) onu çektim. Işık, yansıma, gökyüzü mükemmeldi. Büyük fedakârlık yaparak diğer yancı Hande ve ben çıplak ayakla girdik göle ve başarısız birkaç modellik denemsinde de bulunduk. :) Bu arada hiç bir planı olmadan geziye dahil olan Hande hayatının belki de en güzel çılgınlıklarından birini yaptı.

Sonuç olarak ODTÜ’lü arkadaşların modelliği ve verdikleri faydalı bilgiler ve yarım saatte bir daha hiç bir zaman göremeyeceğimiz sayıda güzel fotoğrafla çekimi sonlandırdık. Haa ıslanmış ayaklar ve paçaları da saymamız lazım. Çıplak ayakla göl içinde dolaşmak ise çok daha zordu çünkü tuz kristalleri insanın ayağına çok feci batıyorlar. Ama tüm trickleri ODTÜ’lü tecrübelerden aldık.(Onlar daha evvel birkaç defa gelmişlerdi oraya.)

Gölden çıkıp ıslak ayaklarla hemen arabamızı bıraktığımız tesise koştuk. Ayaklarımızı yıkayıp hemen tesisin içine girdik. Tesis dediğime bakmayın aslında küçük bir yol kenarı kahvesi şeklinde biryerdi burası. Başında Birol abi vardı. Bizi hemen misafir etti içeriye ve sobasını bizim üşüyen ayaklarımızın emrine amade kıldı. Birde sıcak çayını içtik. Suya girerken ayaklarını çıkaran Hande ve ben nispeten daha rahatken suyun içinde bisiklete binerken hendeğe batan Uğurcan’ın durumu çok feciydi.

Birol Abi bizi tekrar gelmek için davet etti. Numarasını aldık hemen daha sonraki organizasyonlar için. Zaten göl üstünde “Abi, bunda hazırlıksızdık. Birdaha gelelim buraya.” şeklinde herkesin onay verdiği cümle birkaç defa kurldu. Ayakları nispeten kurutup içimizi ıstıp yola çıkarken aldığımız birkaç yiyeceği atıştırdıktan sonra yola koyulduk. Bu arada Birol Abi’nin terliklerine çöken Tahsin gezinin unutulmazlarından birine imza atarak kendini Kara Listeye sokmayı başardı. :)

Yolda Uğurcan’nın yıldız fotoğrafı çekmek istemesi üzerine durduk. Göksel Nikon’u ile başarılı olamayınca biraz kıskanıp Uğurcan’ın fotoğraflarını sabote etse de Uğurcan başarılı sonuçlar elde etti. Yolda Tahsin’in “Harbiden Karışık Cd”si ile de keyifli bir yolculuktan sonra saat 19.00′da Ankara’daydık.

Gezi mükemmeldi ve belki de mükemmelliği spontaneliğinde planlanmamasındaydı. Ve 30-40 dakikaya sığan mükemmel bir fotoğraf keyfiydi. Kaatılanlara ve Tahsin’e tekrar tekrar teşekkürler…

tuz gölü
Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

29 Ekim 2010 Anıtkabir Ziyareti

hava şartlarına, haberleşmedeki sorunlarımıza, yorucu yürüyüş maratonumuza rağmen başardık..  güzel bir gezi oldu… beşevlerde buluşma anımızdaki  atlı kortej selamından son anına kadar.. havanın kapalı olmasının bile insanları etkilememişti ATASINA koşmak için…o soluk, sisli atmosfer içersinde her yer rengarenkti…, muhteşemdi..
ışık bizden yana olmasa da Anıtkabir’in büyülü ve gizemli atmosferdeki koridorlarında  slüet çekme çabalarımız sürdü .. ha birde bizi çekicek birileri bulamdığımız için grubun müze camındaki yansımasını kullanıp grup fotosu çekmemiz gayet iyi bir fıkirdi.. herşeyiyle azda olsak güzel bir gezi, güzel bir gündü..gezi arkadaşlarıma; gökhan oğuz’a, levent’e ve eceye teşekkürler….
pınar çağlar
29 Ekim 2010 Anıtkabir Ziyareti
Blog kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Tcdd Açık Hava Müzesi

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Eymir Gezisi

Her yıl bir efsaneye dönmüş çekim gezilerimizden Eymir Gölü gezisine dair birşeyler yaz dendiğinde aslında çok  düşündüm “Ne yazabilirm ki?” diye ama sadece olanlardan bahsedeceğim şimdi.

Daha önce buraya yaptığımız geziye katılmamış biri olarak aslında pek yorum yapma şansım yok. Zaten bazı nedenlerden dolayı geziye son anda dahil oldum. Ancak o sabah meraktan da olsa gerek dayanamadım ve Mehmet Hoca tarafından Eymir’in bu kadar ısrarla önerilmesini de anlayacak olmanın verdiği gazla herşeyi bırakıp sabah buluşma yerine gittim.

Gezi organizasyonuna hem görevim gereği hem de o geziye katılacağım belli olmadığı için dahil olmamıştım. Sadece buluşma yerini ve nasıl gidebileceğimize dair basit fikirlerim vardı. Düşünülen güzergah TRT Oran binası civarındaki kapısından ODTÜ’nün Eymir Tesisleri’ne girmekti. Ancak sabah işler hiç de planlandığı gibi olmadı. Kızılay’daki buluşma saatini Eyimir’de anlayan Mehmet Hoca’nın birde sabah güzergaha (biraz da haklı bir gerekçeyle) müdahale etmesi sonucu buluşma yeri anlamsızlaştı. Oran dolmuşları ile Gölbaşı kapısına gitmemiz gerekti ve bu konuda öğrenci olarak elimizde tek imkanımız Oran dolmuşçularından birini elimizden geldiğince düşük bir meblağa ikna ederek Gölbaşı kapısına götürmek kaldı. Ayrıca bu organizasyon bozukluğunun bir diğer sebebi de acemi olan “Gezi Ekibi”ydi. Buluşma yerine de en son gelen onlardı. Bu onlar için umarım öğretici bir gezi de olmuştur bu açıdan.(Tek tek isim verip rencide etmeyeceğim onları. Onlar güzel insanlar. :)) ) Düşünülmeyen ya da önemsenmeyen bir ayrıntının tüm gezi seyrinde nasıl değişikliklere yol açtığını daha önceki tecrübelerimizden bilsek de bu gibi konularda biraz “adam sendeci” yaklaşımı olan bir halkın çocukları olduğumuzu da her zaman gösterdik topluluk olarak. :) Halkımızın bu özgün geleneğini bu gezide de reddetmedik. :)

Dolmuşçulardan birini ikna etmek görevini Musa ile ben aldık ve diğer arkadaşların da duygu sömürüsü yapan bakışları ile ancak fiyatı kişi başı 4TL ye düşürdük. Ama Gölbaşı kapısından gireceğimiz için daha evvelden Mehmet Hoca’nın konuştuğu kapı görevlileriyle sorun yaşamayacaktık. Kapıdan geçtikten sonra pek uzun olmayan bir yürüyüşten sonra Eymir içindeki buluşma yerine vardık.

Ancak kapıdan girdikten sonra Mehmet Hoca’nın ısrarını iyi anlıyordum. Hem burası Ankara’nın temel özelliklerinden biri olan “bozkır ortasında cennet gibi vahalar barındırma” özelliğine birebir uyuyor, ayrıca değerlendirilebilirse de fotoğraf için güzel malzemeler sunuyor. Tabi ki bir Yedigöller (Efsane Gezilerden) ya da Abant ambiansını bu bozkır gölünde yakalamak zor ama kısa mesafede bozkırın ortasında güzel bir yer.

Mehmet Hoca her zaman olduğu gibi “gölde ne gibi fotoğraflar çekilebilir” pratik dersine başladı. Hemen “Şunu çek.”, “Bunu yakala.” gibi komutları yağdırmaya başladı. Bu tür çekime ilk defa yada çok az çıkmış arkadaşlar da hemen komutları yerine getiriyordu.

Göl kenarında bayağı çok fotoğraf çekimi denedik. Yaklaşık 2,5-3 saat boyunca… Ancak hem havanın beklenmeyen şekildeki serinliği, hem göldeki metan gazı çıkışı bizi bir yerlere sığınmaya itti. Biz göl kenarında çekim yaparken grubun en sivri iki üyesi Uğurcan ve Göksel ile kendilerini onlara uymaktan alamayan diğer iki üyesi Tahsin ve Pelin bir sandal kiralayıp bize bir süre su üzerinden eşilk ettiler. Ancak grup artık kokuya ve soğuğa dayanamaz bir biçimde biryerler aramaya başladı. Birşeyler de yiyebileceğimiz bir büfe tarzı yere konuçlandık. Bizimle birlikte orada bir bisiklet takımı da birşeyler yiyordu. Genel olarak köfte ve gözleme seçilirken arada sucuk ekmek ve gölden çıkarılan uskumruyu da tercih eden oldu. Yemekerimizi beklerken ve geldikten sonra sohbetimize devam ettik.

Yemek sonrasında artık karar verilmiş, Kızılay’a gitmek için yola çıkılmıştı. Ancak daha önce geldiği için güvendiğim Musa’nın gelirken sorduğum soruyu anlamayarak “evet“ cevabını tereddütsüzce yapıştırması işi yine yokuşa sürdü. Bu cevap nedeniyle dolmuşçunun telefonunu almamıştık. İş yine arabası olan arkadaşlara düştü. Arkadaşlar bir boş Gölbaşı dolmuşunu kapıya yönlendirme görevini üstlendiler. Tahsin, Göksel ve Musa bu tayfadaydı diye hatırlıyorum. Uğurcan ve benim dışımda tüm “Gezi Ekibi” de Pelin’in otomobiliyle Oran’a kadar geldik. “Gezi Ekibi”nin birşeylerin yanlış gittiğini yolda farketmesi çok didaktik olsa da güzel bir andı. :) Bu tecrübenin onlar için önemli olduğunu onlar da kavradılar. Hatta eğitimleri için bir HÜFOT gezi simülatörü isteyecek kadar tecrübeye önem verir oldular. :)

Kızılay’da ise Fulya’nın önerisiyle Nedjima’da oturmayı tercih ettik. :) Herkes birşeyler içerken hem toplulukla ilgili bazı pratik kararlar alındı hem de şaka sınırımızı zorlayarak her gezi sonrası yaptığımız geleneksel işlerden biri olan “Anket Defteri” (ilk facebook) doldurma ve insanların gizli sırlarını aşikâr etme eğlencemizi de yaparak dağıldık. Aslında ben işlerim gereği erken ayrıldım arkadaşlardan ancak onların da pek fazla kaldıklarını düşünmüyorum orada.

Bu kadar uzun sözün kısası enteresan, eğlenceli ve benim açımdan hem fotoğrafa hem de Ankara’ya dair çok şey öğrendiğim gezilerden biri oldu. Tipik bir HÜFOT gezisiydi benim için…

Mehmet Kemal GÜMÜŞ

3 Ekim 2010

Blog kategorisine gönderildi | 1 yorum

HÜFOT 2010-2011 Güz Dönemi Dersleri

hufot  2010-2011 güz dönemi dersleri 16 ekim 2010 cumartesi günü başlayıp her cumartesi devam edecektir.

  • Derslerimize katılmak isteyen üyelerimizin kayıt için sadece derse 1 adet vesikalık fotoğraf ile gelmesi yeterlidir.
  • Dersler için herhangi bir ücret alınmamaktadır ve fotoğraf makinası zorunluluğumuz yoktur.
  • Derslere isteyen herkes katılabilir. Hacettepe üniversitesi öğrencisi/görevlisi olmayan üyelerimiz için kapıda sorun yaşamamaları için kayıt sırasında bizlere belirtmeleri gerekmektedir.
  • İlk hafta kayıtları kaçıranlar için 2. hafta cumartesi günüde kayıt almaktayız.sonraki haftalarda üye alımı yapılmamaktadır.
  • Lütfen sıkça sorulan sorular bölümünü okuyunuz.

ders başlangıç saatleri: temel düzey : 11.15

ileri düzey : 13.15

yer: Merkez yerleşkesi tıp fakültesi binası turuncu amfi


Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın