İzmir Gezisi 26.02.2011

Yolculuğumuz güzel, gıcır gıcır parlayan, mis gibi otobüse binmemizle başladı.
Yolumuz uzun süreceği için (8 saatcik kadar) televizyon izleme kararı aldık
ve elimizde bulunan ilk filmi koyduk. Filmin adı Şellaleydi. Sanırım bu
filmle ilgili genel görüş kimsenin bir anlam verememesidir. En azından benim
aldığım genel duyumlar bu yöndeydi ha eğer anlayan varsa bence buraya o
filmin ne anlattığını yazabilir :) Filmin bitmesine yakın zaten servisin geneli
uyumuştu kalanlar ise başkanımız sayesinde son derece keyifli kanallar izledi.
Bu kanallara örnek olarak flash tv, yumurcak tv, cartoon network verilebilir yani
uyuyanlar son derece şanslı sayabilirler kendilerini (ha bunu yazan kişi olarak
hepsini ağzımı aça aça izledim ama olsun izlemeyenler pek bir şey kaçırmadılar)
7.30-8 saat sonunda otelimize gelmiş olsak bile 11’e kadar giremeyeceğimiz
için yolumuzu Şirince köyüne çevirdik. Saat 6.30 gibi orada olduğumuzdan olsa
gerek belli bir süre otoparkımsı bir yerde uyukladıktan sonra Şirince köyünü
gruplara ayrılarak gezmeye başladık. Şirince güzel bir köy ama eğer bir daha
gidilirse diye uyarayım şimdiden yukarı kısımlarında bir teyze pembe patiği
zorla 10 tl’ye satıyor oraya uğranmaması gerek sanırım. Belli bir süre ayrı
takıldıktan sonra birleşerek kahvaltı yapmak için gözleme yapan bir yerde
oturduk. Karnımızı doyurduktan sonra şarap seçmek için tekrar Şirince’yi
gezdik gerçekten güzel meyve şarabı yapıyorlar bunu belirtmeden geçmek
haksızlık olur sanırım. Kafamızda iyi olduktan(şaka şaka kafamız normaldi:)
) sonra otele gitmek için Selçuk’a geri döndük ve her ne kadar kendileri 4
yıldız olduklarını iddia etseler de maksimum 3 yıldız alabilecekleri otelimize
girdik, yerleştik, verilen 1 saatlik iznimizi olabildiğince verimli kullanarak
dinlendik. Saat 1 civarında Efes’e gitmek için yola koyulduk. Gittiğimizde ise
müze kartı denen şeyi almak için bir hayli bekledik çalışanlar da uzun uğraşlar
sonucu muhtemelen 2-3 gezi dışında bir daha kullanılmayacak olan kartı elimize
verdiler. (Tabii bu cümlem müze aşkıyla dolu insanlar için geçerli değil.) Bu
durumdan mutlu bir şekilde biz de gezmeye başladık. Bol bol fotoğraf çekimi ve
eğlence sonrasında Efes gezisini bitirdik ve akşam yemeğine kadar Kuşadası’na
giderek zaman geçirmeye karar verdik. Kuşadası’nda bir grup gezmeye gitti
diğer grup ise balıkçı kahvesi adlı yere gitti. (Kendim önerdiğimden değil çok
güzel yer yani öyle işte gidin oraya)
Efes ve Kuşadası gezilerinden sonra akşam yemeği için tekrar otele dönüldü
yemekler yenildi. Sonrasında hepimiz dinlenmek için odalarımıza döndük ve
yönetim toplandı (buraları pek bilmiyorum ama hüfot’un defterinden çıkardığım
sonuç sanırım klimaları bozulmuş hatta düzeltmeye çalışırken daha da bozulmuş
ama çok eğlenmişler küçücük odaya tıkışmışlar ama çok güzelmiş. O toplantıda
olmayanlar okuyorsa bu yazıyı, beraber kıskanabiliriz:D)
Sabah ise saat 9’da otelden çıkmamız gerektiği için yorgun bir şekilde
kahvaltımızı yapıp yola çıktık ve yine bol televizyonlu ( tabii ki flash tv izledik
hatta verilen filmin adı helal olsundu bunu paylaşmak istedim sonrada Mozart
ve balina adı verilen bir filmin başını izledik anlamayanlar için söylüyorum
filmin adı maskeli baloda karakterlerin kostüm seçiminden gelmektedir
ha gerisini bende bilmiyorum) bir yolculuktan sonra İzmir’e vardık ve
Karşıyaka’ya giderek balıkçıları çektik. Buradan yolumuzu Doğal Yaşam
Parkına çevirdik. Gerçekten çok güzel bir ortamdı fakat İzmir bebek(kendisi fil
olur) havanın soğukluğundan dolayı yoktu(gezimizin amacı değildi zaten ama
görsek güzel olurdu) ve ortalık süslü garip adını bilemediğim kendimce tavuk
olarak adlandırdığım canlılarla doluydu ayrıca ayılar uyuyordu bir de atlar çok
sevecen yaratıklarmış herkes dibine girip fotoğraf falan çektirmiş. Burada bir
hayli zaman geçirdikten sonra karnımızı doyurmak için Konak’a gittik orada
yine gruplara ayrıldık ve Kemeraltı’nda yemek yedikten sonra asansör denen
yere gittik. Baya bir yürüdükten sonra asansöre binerek İzmir’in mükemmel
manzarasını gördük. Sonrasında orada bulunan kafede oturduk fakat garsonlar
hüfot grubuna çay vermek istemeyince hüfot’ta yaratıcı çözümlere başvurdu
ve sıcak çikolata falı fikrini ortaya atarak uygulayınca tabii garsonlar biraz
bozuldu. Garsonları hariç bu güzel yerden sonra Kıbrıs Şehitleri Caddesine
gittik. Burada biraz tur attıktan sonra Coco Loco adında bir restorana gittik ve
keşke Ankara’da da olsa dedik. Tabii çoğu kişiye sorsak Ankara’da İzmir’in
torpil adındaki tatlısı ve boyozun(şu milföy hamurundan yapılan) olmasını ister.
Uzunca bir geziden sonra ve bütün grupların birleşmesiyle otobüsümüze binerek
Ankara’ya geri döndük.
Sonuç olarak çok güzel bir gezi oldu, çok güldük, çok eğlendik, çok yedik ve
kilolarımızı alıp geri döndük. Ama midye yemedik taaa denizin dibine gidip
midye yemedik bu biraz kalp kırıcı bunu belirtmek gerek. Ve son olarak böyle
bir gezinin olmasını sağlayan herkese teşekkür etmek gerek çok güzeldi.

Naz Turankök

26,02,2011 izmir gezisi
Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.